Bir arkadaşım... aslında bu değerli silah arkadaşım Evren, hani şu bana "The Marine" isimli filmi tavsiye edip kısacık hayatımın 2 saatini piç eden arkadaşım, her neyse yaklaşık 4 sene önce olması lazım; üniversiteye hazırlanan bu arkadaşım Fethullah Eğlence Merkezi(FEM)'nin yurtlarında kalmaktaydı. Haftasonları evine döndüğünde anlatırdı orada olanları, İstanbul, Maltepe'deki(her iki şehirden birinde kesin Maltepe var, çok ilginç) eğlence merkezinde öğrenciler dışarı salındığı zaman öğretmenler de peşlerinden teftişe çıkarmış. Dışarı çıkılmadan önce de uyarırlarmış; kızlarla dolanmayın, akıllı durun vb... şeklinde. Uygunsuz vaziyette(kendilerine göre) ilçe civarında görülen öğrenciler uyarılırmış vs... Değerli silah arkadaşım Evren bunları anlatırken, "Ben o adama dalarım!" demiştim. O, "öyle olmuyor abi, neticede eğitim görüyorsun, orada kurallara uyman lazım..." şeklinde üstelemiş olsa da, benim fikrim sabitti. Hala da aynı şekilde düşünüyorum, kendi skindirik hayat görüşünü baz alan bir yarım akıllı, beni benzer şekilde kısıtlamaya kalkacak olursa ben o adamın kafasını gözünü patlatırım, öyle oturup felsefesini tartışacak değilim ben bu adamla, direkt odunla girişirim yani, sorgusuz sualsiz.
Geçenlerde elime Nihat Genç'in "Köpekleşmenin Tarihi" adlı kitabı geçti, biraz geç geçti aslında 2005'de yazılmış, ama yine de geçti. Kitabı okurken farkettim ki 16. yüzyıl Osmanlı'sında, bahsettiğim olayın bir benzeri yaşanmış. Aşağıdakileri size düzgün şekilde aktarabilmek için yan odada uyuyan babamı uyandırmadan, çekip aldım kitabı. Okurken uyuyakalmş kucağında kitapla. Böyle de özveriliyim işte, her zorluğu göze alıyorum şuraya bir şey yazarken. Her neyse kitapta Medrese Öğrenci İsyanları'ndan bahsediliyor. İsyanların olayı şu; o zamanlarda medrese öğrencileri imaretlerde barındırılırmış, imaretler aynı bizim şimdiki yurtlar gibi, bu imaretlerin içine küçük yaşta tıkılan, baskı altındaki çocuklar sosyal hayattan iyice soyutlanmaya başlamış. Haftanın bir gününde çarşı iznine çıkabilen öğrencilerin herhangi bir bayanla konuşması, bakışması dahi mümkün değilmiş. Asayiş görevlileri tarafından sürekli gözetim altında olurlarmış. Durum böyle olunca da üçü beşi bir odaya küçük yaşta tıkılmış çocukların arasında cinsel sapkınlıklar peydah olmaya başlamış, yani kelimenin tam manasıyla birbirlerini düzmeye başlamışlar. Binbir türlü sapıklığa alışan ve sosyal hayata uyum sağlayamayan bu çocuklar kolayca örgütlenmiş ve eşkiya tavırlı birer adam halini almışlar. Asayiş görevlilerine de kafa tutmaya başlamalarının üzerine ipin ucu kaçmış. Çete gibi dolanan medrese öğrencileri, köylerden milletin çocuğunu dağa kaldırmaya başlamış. Kitabın "Dağa oğlan kaldırma" başlıklı bölümünün altında yazan hikaye özetle bu. Nihat Genç de alıntıyı Mustafa Akdağ'ın "Celali İsyanları" adlı kitabından yapmış, kaynağın kaynağını da belirteyim. Okurken düşündüm de; o tarihte, bu muameleyi görmüş bir medrese öğrencisi olarak yaşasaydım, kesinlikle çoluğunuzu çocuğunuzu dağa kaldırmaya çalışan bir hayvanımsı olup çıkmıştım, hatta hayvan adamların lideri olma ihtimalim bile yüksekti. Şimdi oturmuş blog yazıyorum, zaman böyle sihirli bir şey işte.
Bu arada bunları yazarken, dini değerlere karşı çıktığımı, bu tip bir tarihi vakayı örnek göstererek islami değerleri kötülediğimi düşünen varsa hemen koşmaya başlasın, çünkü odunla kovalayanı olacak. Düşünüyorum da; her şey yorumlandığı haliyle var oluyor, yorumlayan öküz olunca bambaşka oluyor, bir de zaman cidden çok acaip bir şey lan. Ben dediğim beni aslında zaman yontuyor, karakteri, düşünceyi belirliyor. Ben bir gidip tuvalette düşüneyim bunları.
Cevval diyor ki:
Uyuyan insanı uyandırmadan, üzerine yattığı nesneyi almaya çalışma! Panik anı korkunç oluyor.
Üniversiteyi kazanabilmek için her şeye katlanılmaz!
Sevgiline "beni askere alıyorlar" şakası yapma! Ölmüşüm gibi tepki verdi valla.
Devamını da oku!>>