16 Haziran 2008

Kendini tanı!

Günlerdir kayıbım. Hani kaybolduk ama o zaman zarfında hatırda kalır bir macera da yok. On gün olmuş bir kelime yazmamışım buralara. On gün içinde de yazacak bir şey yaşayamamışım...
Tam bunları düşünürken kapı çaldı az önce, gittim açtım. Elinde kağıtlarla bir kız çıktı karşıma, apartmanda herkesin doğalgazı var mı? diye sordu. Valla bir fikrim yok ama hepsi geçmiştir herhalde doğalgaza, dedim. Sizde varsa tüm apartmanda da vardır ama, diyerek kendini de beni de inandırmaya çalıştı. Bizimki kat kaloriferi, diyerek karşı çıktım bu önermeye. Düşünürken "hmm" diye ses çıkardı, sonra bir an durakladık. "Kaç para veriyorlar?" diye sordum. Yirmi kaat, dedi. Boşver o zaman 10 daire var, hepsi doğalgaz kullanıcısı yaz gitsin dedim. Değmez dimi haklısın, diyerek onayladı beni. Kesinlikle değmez, diyerek destekledim onu. Saol dedi, güldü gitti sonra. Ne sevimli kızdı lan.
Böyle sitcom kıvamında diyaloglara girebildiğim insanları çok seviyorum. Bir şey ima ettiğinde onu anlayıp cevap verebilenler vardır ya, aynı zamanda espriye espriyle karşılık vermek gibi bir özellikleri de bulunur bunların, işte bu tip bir insanla saatlerce konuşabilirim. "Kaç para veriyorlar?" diye sorduğumda anlamasa, saf saf suratıma baksa, açıklamak zorunda bıraksa beni tüm büyüsü bozulurdu. Ama anladı ya neyi kastettiğimi o hoşuma gitti işte. Telefonunu filan alsaydım lan keşke...
Neyse ana yemeğe geçelim, en son biri "Tuzla tersanelerindeki ölümler üzerine bir şeyler yazar mısınız? Çok önemli bir konu bu, sessiz kalınmamalı" demişti, ben de "hay hay" demiştim. Onu yazayım en iyisi, "hay hay" da ne acaip bir laftır, nereden geliyor acaba, Recep'e sormalı, fransızca olabileceğinden şüpheleniyorum.
Bu tersanelerdeki felaketin tek nedeni bizim türk olmamızdır efendim. "türk olmak"tan kastım karakteristik özelliklerimiz. Biz türkler öncelikle kurnaz, akabinde sorumsuz, son olarak da umursamazız. Açıkçası; biz böyle ince işlerin adamı değiliz, kimse telef olmasın oralarda boşuna. Bir kendimizi tanıyalım önce.
Mesela şimdi, vergi iadesi zamanlarında(artık kalktı biliyorum) esnaf çevresinden fiş isteyenler, kontör kartlarındaki şifrelerin kombinasyonunu çözüp sürekli beleş kontör yüklemeyi aklından geçirmişler, ev tutarken emlakçıyı aradan çıkarıp ev sahibiyle anlaşmışlar ve öğrencilik yıllarında su, elektrik saatlerini durdurmanın yöntemlerini araştırmışlar parmak kaldırsın. Dürüst olun efendim, görelim parmakları çekinecek bir şey yok, çoğunu kendimden örnekliyorum zaten.
Şimdi de her işi yumurta kapıya dayanınca yapanlar, sokaklardaki büyük yuvarlak cam şişe toplama hedelerine bir kez olsun bile cam şişe atmamışlar, borçlarını zamanında getirmeyenler, kredi kartına manyak gibi yüklenip sürekli katlanan borcunu nasıl ödeyeceğini düşünmüşler parmak kaldırsın.
Son olarak da emniyet kemerini her zaman takmayanları, seks esnasında korunmayanları, çalışan bilgisayar kasasının içine elini sokabilenleri, müzelerde ve tarihi mekanlarda "resim çekmeyin" uyarılarına rağmen bir yolunu bulup eserin resmini çekenleri, hepatif vb... hastalıkların aşılarını olmayanları görelim.
Parmak kaldırmayan kaldı mı?
Örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir, anlatmak istediğim bizler laubali insanlarız, doğamız böyle veya sonradan böyle olmuşuz mühim değil.
Gemi inşası ağır, riskli ve disiplin gerektiren bir iştir, denizcilik bölümünde okudum oradan biliyorum. Riskleri en aza indirebilmek için kullanılan cihazların, araç gereçlerin periyodik bakımlardan geçmesi, belirli bir süre sonra yenilenmesi gerekir. Aksi halde kazalar kaçınılmaz olur, böyle büyük bir işte yaşanabilecek kaza da muhtemelen ölümle sonuçlanır. Bu bakımların, önlemlerin hepsi de maliyet demektir, işini taşeronlara yaptıran kurnaz türk tersane sahibi böyle bir masrafın altına kolay kolay girmez. Ayriyetten çalışan işçilerin de belirli eğitimleri layığıyla almaları gerekir. Ucuz işgücünü oluşturan, tahsilsiz türk işçisi böyle bir eğitimden layığıyla, önemini kavrayarak geçmez. Hepsi tamamlansa bile, bu derece tehlikeli bir işte çalışan türk kişi baretini takmaz, yüksekte kısa süreli bir iş yapılacak ise aşağıya ağ germeye üşenir...
Hee tabi şöyle de bir döngü mevcut; bahsettiklerimin maliyeti hayli fazladır, işin içine o maliyet girdiği zaman da türk tersanelerinde bu kadar ucuza gemi yapılamaz. Dolayısıyla da talep bu kadar aşırı olmaz, iş yoğunluğu azalır. Bir neden de fakir ülke olmamızdan kaynaklanmaktadır yani, paraya milletin hayatını umursamayacak kadar aç laubali mağara adamlarıyız.
En başından "bu bizim yapacağımız iş değil" deseydik keşke. Tuzla sahili plaj olsaydı komple, apaçiler koştursaydı kumlarda, ıslak beyaz slip donlarla iyice çıplaklar kampına dönseydi Tuzla sahil şeriti. 1 milyar dolarlık ihracattan olurduk ama kimse ölmezdi. Ayriyetten yemişim ihracatını da ekonomiyi de, taşınamadım bir türlü ormanıma en çok o üzüyor beni. Haberlerde vardı geçen; kadın şehir hayatından sıkılmış, dağda yaşıyormuş, hangi ülke olduğunu unuttum. Kurtları evcilleştirmiş, Kevin Costner tadında takılıyor dağın tepesinde. Çok özendim var ya, elinden yemek yiyordu kurtlar bunun, yanında koşturuyorlardı filan. Nasıl doğayla bir olmuş o kadın öyle, nasıl bir huzura ermiş, yüzü gözü al aldı vallahi huzurdan. Ne güzel insanlar var lan dünyada, binde bir ama çok güzel insanlar var.

Cevval diyor ki:
On gün kaybolursan macerasız dönme!
Para kazanacağım diye ölme, milleti öldürme!
Herkes gemi yapamaz!


Devamını da oku!>>

6 Haziran 2008

Lüks içinde döverim seni!

Bir süre önce Babil mimlemişti beni. Unutmuşum o yüzden gecikti, en dürüst halimle itiraf ediyorum. Az önce çıkış noktası yakalayayım diyerek blogları geziyordum o esnada ampul gibi yandı bu mim. Aslında göz ardı edilmemesi gereken bir konu, şimdiye kadar dalgalanmışlardan daha bir önemli, daha bir eleştirel. Unutup da bir aydan uzun bir süre sonra yazıyor oluşumun tek nedeni eşekliğimdir, özür dilerim.
Babil demiş ki: Ben bir genç olarak rahatsızım çünkü: -burayı siz dolduracaksınız-.
Ben her geçen gün gençlikten uzaklaşıyor olmaktan rahatsız olan biri olarak rahatsızım çünkü: Dünya tamamen saçmalık üzerine kurulmuş. Bazen eğlenceli bu durum ama benim için bile dünya düzeni ciddi ele alınması gereken bir konu. Zaten bazı şeylerden rahatsız olmasam bu blogu açıp zehir saçmazdım etrafa. Neyse başlayalım...
Dünya'nın çarkı nasıl dönüyor söyle bakalım, parayla hemi Aynen öyle, toplu tüfekli savaşlar ele geçirdiğiniz topraktan para fışkırmıyorsa pek işe yaramıyor(bkz: Irak), tüm güç dengeleri ekonomi üzerine kurulu. Dünya böyle dönüyor da peki ya ekonomi nasıl döner? Paranın sürekli el değiştirmesi ile tabiki onu da ben mi söyleyeyim a'saf evladım. Ne kadar çok para, ne kadar el değiştiriyorsa ekonomi o kadar hareketli demektir. Paradan müteşekkil bir yaratıktır ekonomi, paradan uzuvları vardır, ayağını çekerseniz kolu kalkar, kolunu tutarsanız eli oynar, çükünü tu... ee neyse işte böyle bıngıl bıngıl bir yaratıktır yani ekonomi, sürekli bir şeylerden etkilenir tepki verir. Dünyadaki tüm dengesizliğin esas nedeni de bu kıpırdanmalardır, ekonominin koca penisini Afrika'dan kaldırır, Avrupa'nın ortasına koyarsanız, biraz da sıvazlamayla göbeğine zenginlik boşalan bir Avrupa elde edersiniz. Afrika'dakiler de serçe parmağını filan tutar, sonra da ziki... edepsizleşmemek için zor tutuyorum kendimi.
Ekonomi aynen böyle bir şey. Çok para arzusu ile sürekli bir taraflardan çekiştirilir bu deccal kılıklı eşşolusu. Peki ya çok para neye gerek? Şöyle düşün çocukluğuna git, sonra doğma, biraz daha git ne bileyim mağara adamı ol sen en iyisi. Ne istiyorsun sen şimdi bir mağara adamı olarak? Karnını doyurmak, barınmak, bitti. Doğadaki insanın ihtiyaçları bunlardan ibaret, ona hayatı boyunca yiyebileceğinin 10 katını versen bir işine yaramaz. Her insanın bir tüketim kapasitesi vardır, en temel haliyle. O zamanlar, herkes kendi kapasitesi kadarını tüketebilen birer ilkel iken, tüm dengeler yerindeymiş, ekonomi belki yine varmış ancak çekiştireni yokmuş, öyle dünyanın üzerine yatmış osura osura uyumaktaymış itoğlusu.
Sonra durum değişmiş ama "konfor" girmiş işin içine. Mağara adamı, mağarasına pofuduk kanepe alabilmek için bir aylık yiyeceğini feda edebilecek konuma gelmiş. İş böyle olunca yiyebileceğinden fazlası da işine yarar olmuş tabi. Ekonomi canavarını pofuduk kanepe, yemek takımı, zigon... sahibi olmak isteyen mağara adamları dürtmeye başlamış. Konfor belki ikincil bir ihtiyaç olarak değerlendirilebilir ve konforun sınırları vardır, fakat konforun ilerisi lükstür ve kesinlikle bir ihtiyaç olarak değerlendirilemez, lüks sadece modern insana alışkanlıklarından ötürü bir ihtiyaç gibi görünür. İşte dünyanın sonunu getiren kelime "lüks".
Mağara adamı lüks kavramı ile tanışınca iyice saçmalamış, götünün rahatı için kanepesine harcama yaparken nadir bulunan bir taş için 2 yıllık yemeğini verebilen bir dingil olmuş çıkmış. 1000 mağara adamının yiyeceğini, götüne soksa sokulmayacak nesnelere harcayabilecek vaziyete gelmiş. İşte ilk mağara adamı bu nesnelerin değerli olduğuna inandığı an ekonomi canavarı da uyanmış. Ekonominin bu hareketleriyle birlikte kendilerini kaybetmiş hepsi. Bu angutoğlu angutlar sonunda öyle bir kıvama gelmişler ki sırf lüks için canlarını vermişler, kümeleşmişler, ülkeler kurmuşlar, topyekün birbirlerine girmişler, birbirlerini katletmişler, değerli olduklarına inandıkları şeyler uğruna duruma uyanmamış olanları açlığa terk etmekten çekinmemişler. Tüm gelişmenin nedeni lüks olmuş, şu anda ekonominin dönmesini sağlayan insani ihtiyaçların %99'u lüks nedeniyle var. Cep telefonunu, her yıl gelişen bilgisayarları, "anneler gününde annenize tek taş alın" reklamını, milyon dolarlık tabloları, modayı, spor arabayı, markaları... konfor ile ilişkilendirebilir misin?
Dünya üzerindeki tüm ülkelerin kuruluş nedeni, tüm savaşların sebebi, inandığımız tüm ideolojilerin kökeni "lüks"tür. Lüks olmasaydı alıştığımız bu düzen hiç var olamayacaktı. Sadece konfor seviyesinde kalacaktık, çok konforlu evlerinde yaşayan ve az konforlu evlerinde yaşayan birer ilkel insan olacaktık, ancak dünyada da tek bir aç bulunmayacaktı. Herkes yiyebileceği kadarını tüketip bir kenara çekilmesini bilecekti. Savaş da olmayacaktı, çünkü savaşmak için bir neden hiç var olamayacaktı.
Ben bir canlı olarak rahatsızım çünkü: Bu dünyada zamanında "lüks" diye bir şey keşfedilmiş.

Cevval diyor ki:
Keriz gibi zengin olucam diye kasma!
Mağarayı sev, adamını koru!
Rahatsız ol!


Devamını da oku!>>