28 Şubat 2008

Aptalı dolandır! Ülkeyi kalkındır!

Geçenlerde şu blogda okudum. Haluk Levent işadamlarını dolandırmış, mağdur işadamları bir televizyon programına çıkıp dert yanmış. Takdir ettim Haluk Levent'i. Pek hazzetmem esasında Haluk Levent'den, anadolu rocktan filan. İsim komik en başında; anadolu rock! "Siirt Blues" ne kadar komikse, o kadar komik. Fakat kendine "işadamı" diyen birilerini dolandırması hoşuma gitti Haluk'un. Bu tip durumlarda ben hep dolandırıcıdan yanayım. Nasıl ki Oceans 11, 12, 13, 14...32649471(emperyalizm) filmlerinde herifler binbir türlü çakallık ilen soygunu gerçekleştirsinler, parayı kaldırsınlar istiyoruz, aynı onun gibi.
Mesela yakın zamanda bir haber okumuştum, pek yakın değil galiba üzerinden hayli zaman geçmiş olsa gerek, yine de linkini buldum(linki bir forum sitesinden buldum ama ben zamanında gazetede okuduğuma eminim bu haberi, gerçek yani internet efsanesi değil). Herneyse birkaç zekasına ve yeteneğine hayran kaldığım insan, saf ve zengin müminleri "ben İsa'yım, aha bu Hz Muhammed, bu arkadaş da Allah!" diyerek 2.5 trilyon(ETL) dolandırmıştı. Rakam abartı gibi geldi ama yine de tanısam tek tek ellerini sıkarım bu adamların. Müminlere garezim olduğundan değil tabi, günün birinde biri beni dolandırmayı başarırsa ben o adamın da elini sıkarım, "sen benden daha akıllıymışsın, paramı almayı başardın bravo" derim. Ben çok akıllıyım, kolay kolay dolandırılmam o ayrı konu. Bir insanın zekası oranınca parayı hakkettiğine inanıyorum ben. Dengeler bu şekilde sağlanabilmeli. Aptal adamın elindeki para da aptalca harcanır, boşa gider, ziyan edilir, paraya hakaret olur. Bu şekilde el değiştirmesi, daha zeki birinin elinde değer kazanması Dünya açısından daha hayırlı bence. Aslında bu örnekteki adamların öyle çok zekice bir plana sahip oldukları da söylenemez ama "ben Allah'ım" deyince inanacak zengin kişileri bulmuş olmaları bile takdire şayan.
Vicdansızlık ile karıştırılmamalı tabi ki. Olay, fakir fukaranın cahilliğinden faydalanıp elindeki 3-5 kuruşu almak değil. Elinde hakketmediği kadar parası bulunandan almak. Yasal olmalı bence bu, böyle bir tasarı getirilmeli meclise. Sonuçta kimseden zorla para almıyorsunuz, o size veriyor. Siz düşünüp taşınıyor, adamın parasını çıkartıp size vermesi için anlayamayacağı bir yol buluyorsunuz ve o kendi rızası ile parasını size veriyor. Mat etmiş oluyorsuuz onu, akıl oyununda üstün gelmiş oluyorsunuz. Suç olarak değerlendirilmesi çok saçma bence. Hem belki de o adam gerçekten Allah, aksini kim nasıl ispatlayabilir ki. "ben aslında Babil'in Asma Bahçeleri'yim, insan şekline büründüm" veya "cebimde Optimus Prime var, başkası bakınca görünmez oluyor" desem, inanan birilerini bulamam ama aksini ispatlayabilecek birini de bulamam. Adam onu Allah kabul etmiş, vermiş parasını. Allah ile kul arasına girip, neden Allah'ı tutukluyorlar ki, çok saçma.
Böyle yazarken aklıma geldi; zamanında biri bana sormuştu "Hz Muhammed, Atatürk ve Optimus Prime denize düşse hangisini kurtarırdın" diye. Aklının çalışma biçimine hayran kalmıştım nedense, belki o da farklı bir kaynaktan edinmiştir bu vecizeyi, bilemiyorum. Burada bitiriyorum boku çıktı, islam aleminden çok tepki görecek espriler doldurdu zihnimi bir anda, sakata gelmeden sonlandırmalı.
Muhafazakar düşünüp ayrıntılara odaklanmayın, mantığı kavrayın. Hadi usame.

Cevval diyor ki:
Beni dolandırabilene para hediye edicem!
Denize düşen herkes boğulmak zorunda değildir!(götünü yukarda tutunca batmıyorsun)
MSN'imi açıp birine "usame" yazacak olursanız, pencerede el sallayan Usame Bin Ladin belirir! (açıklayan buyruk)


Devamını da oku!>>

25 Şubat 2008

Zamanı durdurur, hepinizi tek tek Honolulu'ya taşırım!

Goddess Artemis mimlemiş beni, mim konusu; sahip olmayı istediğimiz üstün nitelikler. Çok hoşuma gitti, yazmak isteyip de hatırlayamadığım(nasıl oluyorsa artık) bir şeyleri yazmama imkan tanıdı böylece. Üstün niteliklerin ne derece üstün olabileceği kafama takıldı aslında biraz. Yani süper kahraman ayarında üstün nitelikler midir, yoksa standart insanın ulaşabileceği en üst mertebe midir diye düşündüm ansızın. Ama ben fantastik seviyorum, o yüzden süper güçten öte bir şey oluştu kafamda; Zamanı durdurabilmek!
Öncelikle bana bir çocukluk fantezimi hatırlattı bu mim. Hatırlayanlar vardır, zamanında Parliament Pazar Gecesi Sineması efsane olma yolunda ilerlerken, bir de eşantiyon geceyarısı korku kuşağı(The Twilight Zone) bulunurdu Star ekranlarında. Cuma veya Cumartesi geceleri yayınlanırdı, yanlış hatırlamıyorsam. 2-3 kısa hikayeden oluşurdu program. Harikuladeydiler veya o yaşta bana çok etkileyici gelmişti bilemiyorum, fakat bu programın bir çok bölümünü unutmam. En etkileyeni ise bu yaşa kadar hayallerime yön vermiştir. Hikayede, hayatından bezmiş bir ev kadını bahçesinde bulduğu tılsımlı bir kolye sayesinde zamanı durdurabilmeye başlıyordu. Hayatına renk katıyordu, alışkanlık haline getirip her türlü sıkıntısından bu özelliği sayesinde kurtuluyordu. Hikaye, finalinde boka bağlıyordu ama, bence korku öğesi içermesi gerektiği için o şekilde sonlandırılmıştı, biraz da zorlama olmuştu aslında finali. Bence zamanı durdurabilmek harika bir şey olurdu, görünmezlik, lastik uzuvlar, telekineti, he-man(ne saçma isimdir) filan yalan yani yanında. Şahane getirileri olabilirdi bu özelliğin bana. Mesela; zamanı durdurduğum esnada yaşlanma sürecim de duracağından hayli uzun bir hayat sürerdim. Bir şeye vakit ayırma sorunu ortadan kalkardı, bu postu yazmak 1 saniyemi bile almazdı. Zamanı durdurur yazar, hatta akabinde uzunca bir süre Total War oynardım. Sıkılıp birileriyle iletişim kurmak istediğimde basardım kainatın oynat tuşuna. Erken kalkmam gereken bir sabah zamanı durdurup, uykumu alıp, güzel bir kahvaltı üzerine kahvemi sigaramı içerken gazetemi okuyabilir, tembelliğe doyduğumda gitmem gereken yere gidebilirdim. Bu özelliğim sayesinde şahane pislikler de yapabilirdim. Sevmediğim bir insan karşımda otururken zamanı durdurup onu bir binanın çatısına taşıyabilir, yaşadığı parapsikolojik deneyim neticesinde ömrünün kalanını kekeme tamamlamasını sağlayabilirdim. Kendinizi, bir saniye sonra kadınlar hamamında bulduğunuzda yaşayacağınız şoku düşünün(derin dondurucudaki carte dor kutusunun içinden patlıcan musakka çıkması gibi). Ayriyetten zaman durduğu anda bütün Dünya benim sayılır, herşey kullanımıma açık hale gelirdi, bir helikopteri kullanmaya çalışabilir, galerinin tekinden bir Mustang(67) alıp test sürüşüne çıkabilirdim, istediğimde. Kolay kolay da ölmezdim, herhangi bir kazadan kurtulmak çok kolay hale gelirdi benim için. Zaman durmuşken kullanmakta olduğum helikopter düşerse o başka tabi. Aslında böyle anlatıyorum ama çocukluğumdan beri bu konu hakkında kafamı kurcalayan bazı şeyler de var. Mesela zaman durduğunda, insanlar donup kalıyor tamam da onlar ile birlikte hava akımı vb... herşey durmuş oluyor. Ben hariç herşey o saniyedeki vaziyetiyle bekliyor. Hareketliliğini kaybedip, donup kalmış havayı teneffüs etmek imkansız olmaz mı veya bir otomobilin deposunda çalkalanan benzin de donup kalıyor öylece. O arabayı çalıştırmak mümkün olur mu, yerçekimi etkisini nasıl sürdürecek, herhangi bir şeyi kıpırdatma imkanı ne derece mümkündür. Ben işte böyle bir çocukluktan geliyorum, o yaşta bu derece fantastik fizik problemlerine yanıt arayan çocuğun sonu bu oluyor, ibret alın. Yine de düşündüğüm gibi olabilse ne kadar eğlenirdim lan. Çok güzel olurdu cidden he.
Bu arada hikayenin sonunda kadının(bezgin olan) yaşadığı şehire bir nükleer füze atılıyordu, kadın bu esnada panikleyip zamanı durduruyor ve havada asılı duran füzeyle başbaşa kalıyordu. Yani, ya o şekilde zamandan yoksun sonsuza kadar yaşayacak, ya da ölecek gibi bir sonuç ile bitiyordu hikaye. Kafama nükleer füze atılma ihtimali nedir peki, euheuh hade lan!
Mimenzi: Okyanustaki Rüzgar, Kuzen Şeftali, Mae Blog

Cevval diyor ki:
Çocuğuna sakın korku filmi izletme!
Twilight Zone'un tüm bölümlerini indir, dvd'ye at, bana getir!(kotalı olum benim internetim)
Gelirken iki bira bir de cips kap!(oturur birlikte izleriz)


Devamını da oku!>>