20 Şubat 2008

Küfrü hak edene acımam!

Ahmet Çakar vardı, eski hakem, hepiniz biliyorsunuzdur. Bu aralar, sunmaya başladığı yarışma programı ile unutulmaz geyiklerin gündem maddesi olmaya başladı. Çok sinirlendirdi beni, başlarda güldürüyordu ama sonradan sinirlendirmeye başladı.
Geçenlerde babamla oturmuş kanaldan kanala zapıp, otostopçunun galaksi rehberi tadında maceralar yaşarken dumur olimpiyatlarında rekora koşturdu bizi bu Ahmet. Ekranda, tahayyül etmesi güç bir görüntü ile karşılaştık birdenbire. Bir kadıncağız, bu ruh hastasının yarışmasında finale gelmiş, son soruyu bildiği takdirde kazanacağı miktar 179.000 YTL. İşin hinliği bir de teklif var 8.000 YTL, isterse soruyu cevaplamaktan vazgeçip sekiz bin yeteleyi alabiliyor. Dumur noktası ise soruda, çok net hatırlıyorum aynen şu şekilde: 1966 Dünya Kupası'nda çalınan kupayı bir çöplükte bulan köpeğin ismi nedir? (ebeenhamı) Biz kumandaya sihirli bir şeymiş gibi bakarken, kadıncağız da artık nasıl bir tuhafsa, düşünüp düşünüp "ayy ben kendime kızıyorum, nasıl bilemem bunu" diyor. "Soruyu cevaplıyorum: Ahmet Çakar!" diyeceği yerde. Lan parayı vermeyeceksen adam gibi söyle, ümitlendirme insanları. Dikkatimi çekti, bu rezalet programı bir iki defa baştan sona izlemeye çalıştım, tam olarak başaramasam da(dayanılması gerçekten güç), programın insanların acıları üzerinden reytinge ulaşmaya çalıştığını farkettim. Süpersonik sunucumuz Ahmet ile yarışmacılar arasında genelde şu tip diyaloglar geçiyor.

-Paraya çok mu ihtiyacın var Memet!
-Evet Ahmet bey çok zor durumdayım, bu para benim tek kurtuluşum. Borçlarımı ödeyeceğim bu parayla.
-Kime borcun var Memet, tefeciden para mı aldın? Öldürecekler mi seni? Stüdyonun kapısında mı bekliyorlar yoksa?
-Ahmet bey kurtarın beni, hayatım tehlikede ühühü ühü...
-Bu para senin son umudun mu Memet?
-Ühühü snıf snıf.
-Daha önce de bacağından mı vurmuşlar seni Memet, o yüzden mi topallıyorsun sen?
-Ahmet bey bokunuzu yiyim, parayı kazanamasam da polis filan çağırın bare.
-Senin sesin güzelmiş Memet, hadi bize bi türkü söyle.
-Yaralıyam yaralıyaaaam, gözü yaşlı parasızaaaammm....

Lan bu ne! İnsanları maymun etmek niye. Sonradan düşündüm çok yaygın bu, özellikle haber bültenlerinde çok insafsızca uygulanan bir yöntem. Mesela geçenlerde ruhsatsız havai fişek imalathanesi patladı, felaket yaşandı. 21 kişi can verdi, 100'den fazla yaralı... Kanalın tekinde "son dakika" anonsu eşliğinde izliyorum haberi. Bir yaşlı teyzecik gelmiş, oğlunu arıyor. Öldü mü, sağ mı belli değil. Kadın çaresiz ne yapacağını şaşırmış, gördüğüne oğlunu soruyor. Yavşak habercilerimiz de doğrultmuşlar kameraları kadına, surata zum, göz yaşlarına zum, titreyen ellere zum, izleyeni ağlatana kadar zum. Onlardan yavşak olmasın, haberi montajlayan kardeşimiz de vermiş alttan "Requiem for a Dream"i, dını dınıı-dını dını dını nını nı... olmuş sana haber. Bir gariban kadının acısı böyle sömürülür mü, reyting malzemesi yapılır mı? Fona müzik koyulur mu? A'salak evlatlarım benim.
Skindirik dizilerinde, üçüncü sınıf oyuncular ile yakalayamadıkları duyguyu yakalamışlar tabi, kaçırılır mı hiç. Hemen akşamında, patlamada anneleri ölmüş 3 çocuğun evine gitmişler, dizmişler kanepenin üzerine ağlatıp ağlatıp çekim yapıyorlar. Aradan 3-5 gün geçti, aynı çocuklar evden atılıyormuş, yine müzik eşliğinde ağlatılıyorlar. Annelerinin mezarına götürdüler, orada da ağladılar. Dizi çeviriyor eşşoleşşekler! Bir insanın yaşayabileceği en büyük üzüntü böyle bir boka alet edilir mi lan hiç. Rahat bıraksanıza insanları, göt herifler! Sizin habercilik anlayışınızın içine sıçayım ben! Lan var ya, şu blogda böyle sinirlenerek bir şey yazmışlığım yoktur benim. Klavyeyi bu kadar hunharca kullandığım görülmemiştir benim. Bu haberden para kazanan televizyoncunun da, buna prim veren seyircinin de kafasını zikiyim. Küfürbaz ettiniz lan beni!
Bu post kafamda tasarladığım kadar eğlenceli olmadı ama iyi oldu, iyi. Deşarj oldum lan! Bu arada köpeğin ismi Pickles'miş, kupayı çöplükte bulan.

Cevval diyor ki:

Televizyonun insanı küfürbaz yapabileceğini farket!
Bahsettiğimin bir benzeri ile karşılaşırsan kanalı değiştir! Reyting kaybetsin şerefsizler.
Dünya kupasının da bir kokusu olduğunu unutma! (yoksa nasıl bulsun lan köpek)


Devamını da oku!>>

15 Şubat 2008

Mimi bile başarısız yazarım!

Mae Blog mimlemiş beni, demiş ki: Cevval, sence başarısız blog nasıl yazılır.? Ben de diyorum ki: U came to the right place. Elvis dedi aslında, tam yazarken "Trouble" çalıyordu denk geldi, hislerime tercüman oldu, yoksa ben Türkçe söylerdim yani. Winamp canlanmaz diyenlere de kapak olsun bu. Başarısız blog aynen benim yazdığım gibi yazılır. Benimkinden daha başarısız blogu da şu adamdan başkası yazamaz(izleyin, şaşılası).
Öncelikle bir konu tutturmamanız gerekli, yani siz blogunuzda fikirlerinizi mi belirtiyorsunuz, günlük mü tutuyorsunuz, teknoloji haberi mi veriyorsunuz, siyaseti mi irdeliyorsunuz, şifreli mi yazıyorsunuz, seri katil misiniz kimse anlamamalı. Ondan sonra, kesinlikle reklam kabul etmemeniz gerekir, böylelikle ortada bir başarı kıstası da kalmaz. Blog ne zaman başarılı addediliyor, hit yaptığı zaman, dolarları getirdiği zaman. Ortada hit ve dolar olmayınca böyle bir sorun da kalmıyor, hükmen başarısız sayılıyor. Gözlemlediğim kadarıyla başarısız blog yazmamak için benimkine benzer bir taktik kullanan blogcular var. Onlar da başarısız blog yazmamış olmak için hiç yazmamak tekniğini kullanıyorlar. Hit getiren konular, gündeme gelenler, arama motorlarını meşgul edenler itinayla kopyalanıyor, linkleri veriliyor. Yazma işi ortadan kalkınca başarısız blog yazmak da imkansız oluyor. Başarısız blog yazmak yerine başarılı blog yapmış oluyorlar. Aslında o yöntem çok karlı, hem dolar ve hitden kaybedilmez, hem de klavyeye gerek kalmaz, sadece mouse yeterli.
Buraya kadar tamam ise ayrıntılara geçiyorum:
Postlarınızı her zaman uzun tutmalısınız, maddelere ayırırsanız okunması kolaylaşır çok okunur, mesela ben bunları yazarken "1-hede hödö yapmayın. 2-cart curt hiç okunmaz" yazsaydın insanların okuması kolaylaşırdı. O yüzden yapmamalısınız, dümdüz yazın aklınıza geleni. Okuyanlar "yazının devamı" linkine tıklayıp pencerenin dışına uzayan satırları gördüğü zaman "hayat çok kısa" demeli, okumaktan vazgeçmeli(vazcaymak diyen insanlar var, hiç sevmiyorum o insanları). Az önce, parantez içinde yaptığım gibi hareketlerinden hoşlanmadığınız insanları aşağılamalısınız. Sizin "uyuz oluyorum" diyerek nitelediğiniz davranışı sergileyen insanlar otomatikman size uyuz olacaktır(otomatikman en uygun kelimeydi, türkçe mi diye araştırdım valla var türk dil kurumunun sözlüğünde).
Uzun postlarınızın arasına küfür sıkıştırırsanız, canını göze alıp okumaya devam edenlerin arasından küfürden rahatsız olanları elemiş olursunuz, okur sayınızın azalmasına yardımcı olur. Ben her yazımda itinayla yapıyorum bunu, bu sefer küfredecek bir şey bulamadım, istisnadır.
Kullandığınız blog servisinin en çok kullanılan, en basit görünümlü temasını kullanmalısınız. Renkleri bir şekilde tutturun yeter, fazla kurcalamanın lüzumu yok. Zıt renkler kullanır, başlığın arkasına ilgi çekici bir resim koyarsanız akılda kalır. Mesela ben başlıktaki "CEVVAL DIYOR KI:" yazısının arkasına siyah dikdörtgen koydum. Açtım Paint'i, önce siyaha boyadım, sonra da bir dikdörtgen kesip koydum oraya. Dikkat ederseniz onun da boyutlarını tutturamamışım çerçevenin ortasına tam oturmuyor. Siyah olsun burası da, dedim. Dakikalar içerisinde yerleştirdim onu oraya.
Popüler olan konulara kesinlikle değinmeyin, ortak ilgi alanını mümkün olduğunca daraltmalısınız. Başarısız blog yazabilmek için blogunuza asla video koymayın, çünkü video yazılmaz. Kendi yaptığınızdan, ettiğinizden bol bol bahsedin, çünkü sizin yaptıklarınız yakınlarınız hariç kimseyi ilgilendirmez, onları da az ilgilendirir. Everest'e tırmandım, dişçi ağzıma sıçtı, bakkal veresiyeyi kesti, çöpü döktüm... paso anlatın ne yaptıysanız. Okuyanlar "banane lan senin n'aptığından, Dünya'da senden milyarlarca var" diyebilmeli.
Haftada bir yazın ama uzun yazın, bir uzun postda yazacaklarınızı böler, 3-5 başlık altında kısa kısa yerleştirirseniz hem blogunuzu sık sık güncellemiş olursunuz, hem de okura kolaylık sağlar. O yüzden, göz korkutucu uzunluktaki bir postda konudan konuya atlamalısınız.
Ben çok seviyorum başarısız blogları, blogda başarısız olan doğru yolu bulmuş demektir bence. Okur kaybetmek için buraya kadar yapmış olduklarımdan sonra geriye kalan azimli okurlar, bu son satırlara ulaşabilmiş olanlar gerçektir. Onlar eline geçirdiğini hızla tüketmek istemeyen, çiğnemeyi seven, sindirime yardımcı olanlardır, takdir ettiğim insanlardır. Siz kendinizi sevdirmek için türlü oyunlara başvurmazken, hatta tam aksi için çabalarken size katlanabilenlerdir. Az ziyaretçili başarısız blogun gerçek başarısıdır onlar. Her biri 1.000 google araması, 10.000 youtube manyağı gücündedir.
Mimidimedim: Cemali Safa, Ters Meditasyon

Cevval diyor ki:
Her başarılı blogun arkasında başarılı seo bulunmaz!
Yukarıda yazanların emir olmadığının bilincine var!
"Otomatikman" Türkçe değildir! Süper kahraman? Belki!


Devamını da oku!>>